Kıbrıs’ın AB Savunma Hamlesi: 42.7 Maddesiyle Türkiye’ye Karşı Güvence Arayışı mı?

Kıbrıs’ın AB Savunma Hamlesi: 42.7 Maddesiyle Türkiye’ye Karşı Güvence Arayışı mı?

Avrupa Birliği'nin kurumsal yapısı içerisinde uzun süredir adeta 'uyuyan bir dev' olarak nitelendirilen Lizbon Antlaşması'nın 42.7'nci maddesi, son dönemde yaşanan jeopolitik sarsıntılarla birlikte yeniden mercek altına alındı. NATO'nun meşhur 5. maddesiyle sıkça kıyaslanan bu 'karşılıklı destek' hükmü, bir üye devletin topraklarında silahlı saldırıya uğraması durumunda diğer üyelerin tüm imkanlarıyla yardım etmesini öngörüyor. Özellikle NATO üyesi olmayan ve savunma mimarisinde boşluklar hisseden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), bu maddenin sadece kağıt üzerinde kalmaması ve somut askeri prosedürlere dökülmesi için Brüksel'de yoğun bir baskı uyguluyor.

Kıbrıs’ın AB Savunma Hamlesi: 42.7 Maddesiyle Türkiye’ye Karşı Güvence Arayışı mı?

Lizbon Antlaşması kapsamında 2009 yılında yürürlüğe giren bu madde, bugüne dek yalnızca bir kez, 2015 yılında Paris'te gerçekleşen terör saldırılarının ardından Fransa tarafından aktive edilmişti. Ancak günümüzde değişen küresel dengeler ve ABD'nin NATO'ya yönelik zaman zaman sorgulayıcı tutumu, AB'nin kendi öz savunma kapasitesini güçlendirme arzusunu tetikledi. GKRY'nin bu konudaki ısrarlı tutumu ise akıllara doğrudan Türkiye ile yaşanan bölgesel rekabeti ve Doğu Akdeniz'deki güvenlik endişelerini getiriyor.

Kıbrıs, bir Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen NATO çatısı altında yer almıyor ve dolayısıyla ittifakın kolektif savunma şemsiyesinden yararlanamıyor. Bu durum, Lefkoşa yönetimini uluslararası arenada yeni koruma kalkanları aramaya itiyor. Rum lider Nikos Hristodulidis, her ne kadar ülkesini NATO'ya yaklaştırma arzusunu dile getirse de, Türkiye'nin vetosu aşılmadan bunun mümkün olmadığının bilinciyle hareket ediyor. Bu nedenle, AB'nin 42.7'nci maddesinin operasyonel detaylarının netleştirilmesi, Kıbrıs için hayati bir 'B planı' niteliği taşıyor.

Nisan ayı sonunda düzenlenen zirvede AB liderleri, bu maddenin uygulanmasına yönelik kapsamlı bir kılavuz hazırlanması konusunda mutabık kaldılar. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, antlaşma metninin 'yardım yükümlülüğü' konusunda net olduğunu ancak 'kimin, ne zaman ve nasıl' harekete geçeceği konusunda ciddi boşluklar barındırdığını ifade etti. AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ise hazırlanan kılavuzun, olası bir kriz anında bürokratik engelleri aşarak hızlı müdahale şansı tanıyacağını vurguladı.

Sürecin en kritik aşaması ise mayıs ayı içinde gerçekleştirilmesi planlanan 'masaüstü tatbikatlar' olacak. Bu tatbikatlarda diplomatlar ve askeri uzmanlar, bir üye ülkeye yönelik hibrit saldırılar, konvansiyonel savaş veya NATO ile eş zamanlı aktivasyon senaryoları üzerinde çalışacak. Özellikle hibrit saldırıların tanımı ve hangi noktada 42.7'nin tetikleneceği konusu, günümüzün siber savaş ve dezenformasyon çağında büyük önem taşıyor.

Ancak bu askeri yakınlaşma hamleleri, Brüksel'de belirli bir çekinceyi de beraberinde getiriyor. Pek çok AB üyesi, savunma kapasitelerini artırırken NATO'yu zayıflatacak veya ittifakla çakışacak adımlardan özenle kaçınıyor. Letonya gibi Baltık ülkeleri, NATO'nun Avrupa savunmasının ana direği kalmaya devam etmesi gerektiğini savunurken, 42.7'nci maddenin ancak tamamlayıcı bir unsur olabileceği konusunda uyarılarını sürdürüyor.

Sonuç olarak, Kıbrıs'ın öncülüğünü yaptığı bu savunma diplomasisi, Avrupa Birliği'nin 'stratejik özerklik' hedefine ulaşma çabasının bir parçası olarak görülüyor. Türkiye ile olan ilişkiler ve Doğu Akdeniz'deki enerji denklemi, bu tartışmaların odağında kalmaya devam edecek. AB'nin hazırlayacağı yeni savunma kılavuzu, birliğin sadece ekonomik değil, aynı zamanda askeri bir güç olup olmayacağını da tayin edecek bir sınav niteliği taşıyor.