Akdeniz'in Mavi Sularında İstilacı Tür Kuşatması: Besin Zincirinde 'Çıkmaz Sokak' Tehlikesi

Akdeniz'in Mavi Sularında İstilacı Tür Kuşatması: Besin Zincirinde 'Çıkmaz Sokak' Tehlikesi

Akdeniz Havzası, son yıllarda iklim değişikliğinin tetiklediği en dramatik ekolojik değişimlerden birine sahne oluyor. Küresel ısınmayla beraber su sıcaklıklarının artması, Kızıldeniz üzerinden bölgeye göç eden yabancı türlerin popülasyonunda patlamaya yol açarken, bu durum deniz altındaki yerleşik düzeni kökten sarsıyor. Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Olgaç Güven, bölgedeki biyolojik dönüşümün hem ekosistem sağlığı hem de balıkçılık ekonomisi üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirdi.

Akdeniz'in Mavi Sularında İstilacı Tür Kuşatması: Besin Zincirinde 'Çıkmaz Sokak' Tehlikesi

Doç. Dr. Güven, deniz suyu sıcaklıklarındaki artışın Akdeniz'i yabancı türler için ideal bir yaşam alanı haline getirdiğini belirtti. Bu süreçte sisteme dahil olan bazı türlerin yerli balık türleri üzerinde devasa bir baskı kurduğunu vurgulayan Güven, ekosistemin adeta bir yeniden yapılanma sürecine girdiğini ifade etti. Güncelleme: Göçmen türlerin her birinin ekosistemde farklı roller üstlendiğini belirten uzmanlar, bu değişimlerin bazı durumlarda ekonomik fırsatlar yaratsa da genel tabloda biyolojik çeşitliliği tehdit ettiğini belirtiyor.

Ekosisteme dahil olan her türün doğrudan 'istilacı' olarak nitelendirilmemesi gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Güven, bazı göçmen türlerin zamanla yerli sofraların bir parçası haline geldiğini söyledi. Kamuoyunda artık 'paşa barbunu' ve 'lokum balığı' gibi isimlerle anılan türlerin balık tezgahlarında kendine yer bulduğunu ifade eden Güven, "2000'li yıllardan bu yana Akdeniz sularına yerleşen bazı mercan ve barbun türleri, yerli türlerle benzer habitatları paylaşarak rekabete girseler de günümüzde ekonomik bir değere dönüşmüş durumdalar. Bu türler artık ekosistemin bir parçası olarak kabul ediliyor ve balıkçılar için önemli bir gelir kapısı oluşturuyor" dedi.

Ancak bu uyum süreci her tür için geçerli değil. Doç. Dr. Olgaç Güven, özellikle otçul göçmen türlerin Akdeniz'in 'akciğerleri' olarak bilinen deniz çayırları (Posidonia oceanica) üzerinde yarattığı yıkıma dikkat çekti. Deniz çayırlarının balıklar için kritik bir yuvalama, yumurtlama ve korunma alanı olduğunu hatırlatan Güven, tavşan balığı gibi otçul istilacıların bu alanları kontrolsüz bir şekilde tükettiğini söyledi. Yapılan araştırmalar, Akdeniz'deki otçul balık biyokütlesinin yaklaşık yüzde 70 ile 80'inin artık bu yabancı türlerden oluştuğunu gösteriyor. Bu durum, yerli türlerin hem beslenme alanlarının daralmasına hem de üreme döngülerinin bozulmasına yol açıyor.

Akdeniz'in en büyük kabusu haline gelen balon balığı ise ekosistemde tam bir 'enerji hırsızı' olarak tanımlanıyor. Doç. Dr. Güven, bu türün sahip olduğu 'tetrodotoksin' maddesi nedeniyle besin zincirinde bir son nokta oluşturduğunu belirtti. Balon balığının ne insanlar ne de denizdeki diğer yırtıcılar tarafından tüketilebildiğini vurgulayan Güven, şu ifadeleri kullandı: "Bu tür son derece saldırgan ve donanımlı. Balıkçı ağlarını parçalıyor, oltaları koparıyor. En büyük tehlike ise içerdiği zehir nedeniyle biyolojik bir çıkmaz sokak yaratmasıdır. Normal bir ekosistemde enerji bir basamaktan diğerine aktarılır ancak balon balığı bu zinciri kırıyor, enerjinin yukarı taşınmasını engelliyor."

Bir diğer ciddi tehdit ise yayılımı durdurulamayan aslan balığı. Aslan balığının Akdeniz'deki yerli türler için 'bilinmeyen bir düşman' olduğunu söyleyen Güven, bu balığın seçici olmayan bir avcı olduğunu ve önüne çıkan her türlü yavru balığı tükettiğini belirtti. Yerli türlerin bu yabancı avcıya karşı herhangi bir savunma mekanizması geliştiremediğini, bu yüzden aslan balığının habitatları adeta bir 'açık büfe' gibi kullandığını aktardı. Doç. Dr. Güven, bu sorunla mücadelenin sadece ulusal değil, tüm Akdeniz havzasını kapsayan ortak bir stratejiyle mümkün olabileceğini ifade ederek sözlerini tamamladı.