Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki gerilim, askeri ve diplomatik bir labirente dönüşürken, Başkan Donald Trump’ın hamleleri küresel kamuoyunda derin soru işaretleri yaratmaya devam ediyor. ABD ve İsrail ekseninde İran’a yönelik başlatılan operasyonların üzerinden üç hafta geçmesine rağmen, savaşın seyri netleşmek yerine daha karmaşık bir hal alıyor. Beyaz Saray'dan gelen açıklamalar ile sahadaki askeri mobilizasyon arasındaki tezatlık, stratejik bir belirsizliğin işareti olarak yorumlanıyor.

Başkan Donald Trump, kamuoyuna yönelik söylemlerinde savaşın "neredeyse tamamen sona erdiğini" iddia etse de, Pentagon'un bölgedeki askeri varlığını tahkim etmesi bu iddialarla çelişiyor. Özellikle Deniz Piyade birliklerinden oluşan yeni kara güçlerinin Ortadoğu'ya sevk edilmesi, operasyonun iddia edildiği gibi bitiş aşamasında değil, aksine yeni bir genişleme evresinde olabileceğini gösteriyor. ABD ve İsrail hava kuvvetlerinin İran topraklarındaki stratejik hedeflere yönelik bombardımanları aralıksız sürerken, Washington’ın bölgedeki nihai hedefinin ne olduğu belirsizliğini koruyor.
Stratejik bir öneme sahip olan ve dünya petrol ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı, gerilimin en kritik noktasını oluşturuyor. Trump, boğazı ulaşıma açmanın basit bir askeri hamle olduğunu savunsa da, mevcut tablo Tahran’ın bu su yolu üzerindeki fiili kontrolünü sürdürdüğünü kanıtlıyor. Halihazırda boğazdan geçişler ancak İran'ın onayıyla gerçekleşebilirken, ABD Başkanı'nın İran ordusunun "yok edildiği" yönündeki iddiaları, bölgedeki İran menşeli insansız hava araçları ve füze faaliyetleriyle yalanlanıyor. Öyle ki, İran’ın saldırı kapasitesi Diego Garcia'daki stratejik üslere kadar uzanan geniş bir menzile ulaşmış durumda.
Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı son paylaşımlarda tehdit dozunu daha da artırarak İran’a 48 saatlik bir ültimatom verdi. Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve tehditsiz bir şekilde açılmaması durumunda İran'ın enerji altyapısını, özellikle de en büyük enerji santrallerini hedef alacaklarını duyurdu. Bu sert çıkış, bir gün önce yine aynı platformdan paylaştığı ve askeri hedeflere ulaşmaya "çok yakın" olduklarını belirttiği ılımlı mesajlarla taban tabana zıt bir görüntü çiziyor.
ABD'nin resmi olarak ilan ettiği askeri hedefler arasında İran’ın nükleer programının geriletilmesi, savunma kapasitesinin zayıflatılması ve bölgedeki müttefiklerin güvenliğinin sağlanması yer alıyor. Ancak bu listede Hürmüz Boğazı'nın kontrolü gibi hayati bir maddenin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump, bu sorumluluğu bölge petrolüne daha çok ihtiyaç duyan diğer ülkelere yıkmaya çalışırken, küresel enerji piyasasının dinamiklerini ve ABD içindeki pompa fiyatlarının bu gerilimden nasıl doğrudan etkilendiğini göz ardı eden bir yaklaşım sergiliyor.
Operasyonun bir sonraki aşamasında kara harekatı olup olmayacağı ise en büyük muamma. Japonya ve California'dan yola çıkan yaklaşık 5 bin kişilik Deniz Piyade gücü, bölgeye doğru ilerleyişini sürdürüyor. Askeri uzmanlara göre bu birliklerin hedefi, İran'ın petrol ihracatının can damarı olan Hark Adası'nı ele geçirmek olabilir. Bu tür bir hamle, İran ekonomisini tamamen felç ederek Tahran'ı masaya oturmaya zorlayabilir; ancak İran tarafı, Hark Adası'na yapılacak bir saldırının tüm bölgeyi ateşe vereceği ve Kızıldeniz'de güvenliğin sona ereceği uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, Beyaz Saray'ın Kongre'den talep etmeyi planladığı 200 milyar dolarlık devasa bütçe, savaşın kısa sürede bitmeyeceğinin en somut göstergesi. Cumhuriyetçi kanattan bile yükselen "uzun süreli çatışma" endişeleri, Trump yönetiminin hem iç hem de dış politikada zorlu bir sürece girdiğini gösteriyor. Savaşın yarattığı sis perdesi altında, Washington'ın bu yol ayrımında hangi tarafa sapacağı tüm dünya tarafından endişeyle takip ediliyor.