Tahran'da Belirsiz Bekleyiş: Kırılgan Ateşkes Sürecinde İran-ABD İlişkileri ve Diplomatik Satranç

Tahran'da Belirsiz Bekleyiş: Kırılgan Ateşkes Sürecinde İran-ABD İlişkileri ve Diplomatik Satranç

İran'ın kuzeybatı düzlüklerinde, kışın izlerini taşıyan karla kaplı dağların eteklerinde baharın müjdeleyicisi badem ağaçları çiçek açarken, ülkede alışılagelmişin dışında bir gerilim ve umut harmanı hakim. Geçici ateşkesin sağladığı görece huzurlu ortamda, otoyollardaki hareketlilik artarken, memleketlerine dönen İranlıların sayısında gözle görülür bir yükseliş yaşanıyor. BBC'nin kıdemli muhabiri Lyse Doucet, savaşın yeniden alevlenmesini engellemek adına yürütülen yoğun diplomatik trafiğin merkezinden, İran sokaklarından bildiriyor.

Tahran'da Belirsiz Bekleyiş: Kırılgan Ateşkes Sürecinde İran-ABD İlişkileri ve Diplomatik Satranç

Güncelleme:

Sınırın Türkiye tarafındaki bekleme salonlarında, belirsizliğin gölgesinde geçen günlerin hikayeleri yankılanıyor. Emekli bir bankacı, ailesiyle birlikte Türkiye'de geçirdiği bir ayın ardından memleketine dönerken, saldırıların çoğunlukla askeri hedefleri vurduğunu ancak sivil altyapının da büyük zarar gördüğünü dile getiriyor. Tahran ve çevresindeki sivil halk arasında ise derin bir endişe hakim. Özellikle sokaklarda devriye gezen milis güçleri ve yerleşim alanlarına yakın bölgelere düşen mermiler, toplumsal huzursuzluğu tetikleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.

Halkın bir kesimi barışçıl bir çözüm umudu taşırken, genç nesil daha karamsar ve dirençli bir profil çiziyor. Genç İranlılar, ülkenin Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik kontrolünden asla vazgeçmeyeceğini savunurken, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin İran’ı tamamen kontrol altına almak istediğine dair yaygın bir kanaat mevcut. Havalimanlarının kapalı olması nedeniyle başkente ancak uzun ve meşakkatli kara yolculuklarıyla ulaşılabiliyor. Bu yolculuklar sırasında, ABD Başkanı Trump'ın İran'ın altyapısına yönelik sert tehditleri daha somut bir anlam kazanıyor.

Donald Trump’ın geçtiğimiz günlerde Fox News’e verdiği demeçlerde, İran’daki tüm köprüleri ve elektrik santrallerini bir saat içinde yok edebilecekleri yönündeki uyarıları bölgede büyük yankı uyandırdı. Nitekim başkente giden yollarda, bu tehditlerin izlerini görmek mümkün. Tebriz’i Tahran’a bağlayan stratejik köprülerin yıkılması nedeniyle trafik dolambaçlı köy yollarına yönlendirilmiş durumda. Sivil altyapının hedef alınması, uluslararası hukukçular tarafından savaş suçu potansiyeli taşıdığı gerekçesiyle eleştirilirken, ABD ve müttefikleri sadece askeri kapasiteye odaklandıklarını savunmaya devam ediyor.

Stratejik hedeflerin yanı sıra, İran’ın kültürel ve sosyal dokusu da bu çatışma ortamından etkileniyor. 2022-2023 yıllarındaki protestoların bir mirası olarak sokaklarda başörtüsü kuralına uymayan kadınların sayısındaki artış, teokratik yönetimin toplumsal kontrol çabalarıyla çatışıyor. Ancak şu anki aşamada yönetim için nükleer program ve bölgesel vekillik savaşları çok daha öncelikli bir beka meselesi haline gelmiş durumda.

Diplomatik cephede ise İslamabad merkezli kritik bir trafik yaşanıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf liderliğindeki heyetlerin 21 saat süren kapalı kapı görüşmeleri, çözüm arayışlarının ne kadar derinleştiğini kanıtlar nitelikte. Washington; nükleer zenginleştirmenin durdurulmasını ve bölgesel vekil güçlere desteğin kesilmesini şart koşarken, Tahran ise yaptırımların kaldırılmasını ve saldırılardan kaynaklanan zararın tazmin edilmesini talep ediyor.

Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen bu müzakereler, iki haftalık ateşkesin uzatılması umudunu diri tutuyor. Ancak İran halkı için asıl soru, diplomatik bir anlaşmaya varılsa dahi, bu durumun günlük yaşamlarındaki ağır ekonomik baskıyı ve ambargoları gerçekten hafifletip hafifletmeyeceği. Nisan ortasının yakıcı güneşi altında, İran hem içerideki toplumsal değişim dalgalarıyla hem de dışarıdaki askeri ve diplomatik kuşatmayla yüzleşmeye çalışıyor.