Ortadoğu’daki Savaş Gerilimi Türkiye Turizmini Nasıl Şekillendiriyor? Sektörde Kaygı ve Belirsizlik Hakim

Ortadoğu’daki Savaş Gerilimi Türkiye Turizmini Nasıl Şekillendiriyor? Sektörde Kaygı ve Belirsizlik Hakim

Ortadoğu coğrafyasında patlak veren jeopolitik krizler, Türkiye'nin 2024 turizm sezonu beklentileri üzerinde kara bulutlar oluşturmaya devam ediyor.

Ortadoğu’daki Savaş Gerilimi Türkiye Turizmini Nasıl Şekillendiriyor? Sektörde Kaygı ve Belirsizlik Hakim

İran ile İsrail arasındaki gerilimin sıcak çatışmaya dönüşmesi, küresel seyahat rotalarında ani bir değişime yol açarken, Türkiye’nin bu süreçten nasıl etkilendiği sorusu sektör paydaşları tarafından mercek altına alınıyor. Sektör profesyonelleri, savaşın etkilerinin sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kalmadığını, Avrupa’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir yelpazede rezervasyon iptallerine ve talep daralmasına neden olduğunu vurguluyor.

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Üyesi Elif Ural, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmelerde Akdeniz bölgesine yönelik yurt dışı talebinde yüzde 60’a varan dramatik bir düşüş gözlemlediklerini belirtti. Özellikle Avrupalı turistler için sezonun açılış sinyali olan Paskalya tatilinin bu yıl beklenen canlılıktan uzak geçtiğini ifade eden Ural, 7 Nisan’daki kısa süreli ateşkes sonrası bir nebze toparlanma olsa da sonbahar aylarına yönelik rezervasyonların önceki yılların çok gerisinde kaldığını dile getiriyor. Oxford Economics’in verileri de bu karamsar tabloyu destekliyor. Kıdemli ekonomist Jessie Smith, bölgedeki güvenlik kaygılarının talebi uzun vadede zayıf tutabileceğine işaret ediyor. Smith, Türkiye’nin coğrafi yakınlığı nedeniyle turistlerin rotalarını daha güvenli hissettikleri Batı destinasyonlarına çevirdiğini ekliyor.

Savaşın en somut etkileri Doğu Karadeniz turizminde hissediliyor. GlobeMeets & Oliva MICE kurucu ortağı Hüseyin Kurt, bölgenin ana turist kaynağı olan Körfez ülkelerinden gelen talebin bıçak gibi kesildiğini söylüyor. ABD ve Avrupa ülkelerinin yayınladığı seyahat uyarılarının, Türkiye’nin doğu bölgelerini riskli kategorisine sokması, yabancı turistlerin rotalarını Batı Akdeniz’deki rakiplere (İspanya, İtalya, Hırvatistan) çevirmesine neden oluyor. Kurt’a göre, mevcut rezervasyon kayıpları yüzde 40 seviyelerini bulmuş durumda. Bu durum, sadece konaklama sektörünü değil, yerel esnafı ve ulaşım hizmetlerini de ciddi şekilde sarsıyor.

Sektördeki en çarpıcı yorumlardan biri ise İskoçya merkezli seyahat acentesi yöneticisi Linda Hill Miller’dan geliyor. Miller, mevcut belirsizlik ortamının Covid-19 pandemisi döneminden bile daha ağır bir psikolojik baskı yarattığını savunuyor. Tüketici güveninin hızla aşındığını belirten Miller, insanların sadece Türkiye’ye değil, genel olarak bilinmezliğin hüküm sürdüğü hiçbir bölgeye gitmek istemediğini, jet yakıtı kıtlığı söylentilerinin ve ekonomik krizin bu korkuyu tetiklediğini vurguluyor. Telefonların çalmadığı bu dönemde, tatil planları yerini tasarruf ve bekle-gör stratejisine bırakmış durumda.

İstanbul cephesinde ise veriler karmaşık bir seyir izliyor. Lighthouse Intelligence tarafından paylaşılan verilere göre, İstanbul otellerindeki Nisan ayı doluluk oranları geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 10 puanlık bir kayıpla yüzde 47,5 seviyesinde seyrediyor. Her ne kadar kitlesel bir iptal dalgası yaşanmasa da, rezervasyon akışının düzensizleşmesi ve Bodrum gibi popüler destinasyonlarda otel fiyatlarının aşağı yönlü revize edilmesi, pazarın daraldığının en net kanıtı olarak görülüyor. Özellikle Nevruz döneminde İranlı turistlerin uğrak noktası olan Van ve İstanbul, bu yıl beklenen ekonomik girdiyi sağlayamadı.

Havacılık verileri de krizin derinliğini gözler önüne seriyor. Cirium’un analizlerine göre, Mart ayında küresel uçuş iptalleri bir önceki aya göre yüzde 111 oranında bir artış gösterdi. Bu durum, Türkiye’den yurt dışına tur düzenleyen operatörleri de doğrudan etkiliyor. Otto Dmc Genel Müdürü Cem Yağcıoğlu, jeopolitik risklerin hava sahası güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle operasyon maliyetlerinin katlandığını belirtiyor. Yağcıoğlu, havayollarının yansıttığı 'yakıt farkı' ödemelerinin acenteler için büyük bir yük haline geldiğini, bu maliyetin müşteriye yansıtılmasının güven kaybına, yansıtılmamasının ise kâr marjlarının yok olmasına yol açtığını ifade ediyor.

Sektörün geleceğine dair öngörüler ise temkinli bir iyimserlik ile gerçekçi bir karamsarlık arasında gidip geliyor. Elif Ural, gerilim bugün sona erse bile Ortadoğu pazarının toparlanmasının en az bir yılı bulacağını tahmin ediyor. Öte yandan, Hüseyin Kurt gibi bazı profesyoneller, pandemiden sonra görülen 'seyahat etme arzusunun' bir süre sonra korkunun önüne geçebileceğini ve ertelenen talebin tekrar aktif hale gelebileceğini umut ediyor. Ancak her iki senaryoda da Türkiye turizminin bu yılı 'net kazanç' değil, 'hayatta kalma' yılı olarak geçireceği ve kârlılık oranlarında ciddi bir sınav vereceği konusunda görüş birliği hakim.