Orta Doğu coğrafyasında tırmanan askeri gerilimler ve İsrail-İran hattındaki sıcak çatışma riskleri, küresel sermayenin bölgedeki güvenli liman arayışını en üst düzeye çıkardı. Bölgesel istikrarsızlığın ekonomik faaliyetleri tehdit etmesiyle birlikte, özellikle Körfez ülkelerinde merkezleri bulunan çok sayıda uluslararası finans kuruluşu ve teknoloji şirketi, operasyonel merkezlerini Türkiye’nin yükselen değeri İstanbul Finans Merkezi’ne (IFC) taşımak için stratejik hazırlıklara başladı. Bu göç dalgasının arkasında sadece güvenlik kaygıları değil, aynı zamanda Türkiye’nin sunduğu kapsamlı vergi muafiyetleri ve modern iş altyapısı yatıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Kuveyt gibi ülkelerde faaliyet yürüten onlarca şirket, İran ile yaşanan gerilimlerin iş süreçlerini sekteye uğratmasından endişe ediyor. Bu çerçevede, stratejik birimlerini ve yönetim merkezlerini İstanbul’a kaydırma planları yapan firmaların sayısı her geçen gün artıyor. İstanbul Finans Merkezi Başkanı Ahmet İhsan Erdem’in son dönemdeki açıklamaları, bu eğilimin boyutlarını net bir şekilde ortaya koyuyor. Erdem, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, geçtiğimiz bir ay içerisinde özellikle Doğu Asya ve Körfez merkezli 40’tan fazla büyük ölçekli firma ile masaya oturduklarını bildirdi. Bu görüşmelerin bir kısmının önceden planlanmış olduğunu ancak bölgedeki savaş tamtamlarının süreci ciddi anlamda hızlandırdığını vurguladı.
Bölgedeki operasyonlarını korumaya çalışan finans kuruluşları için belirsizlik en büyük risk faktörü olarak öne çıkıyor. Bazı global bankaların bölgedeki ofislerini geçici olarak kapattığı veya çalışanlarını evden çalışmaya yönlendirdiği bir ortamda, İstanbul her anlamda güvenli bir alternatif sunuyor. Özellikle HSBC gibi devlerin Katar'daki şubelerini kapatma kararı alması, Körfez’deki kurumsal güvenin ne denli sarsıldığının bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu noktada İstanbul Finans Merkezi, sadece yerel bir merkez değil, bölgesel bir yönetim üssü olma vizyonuyla devreye giriyor.
Türkiye'ye ilgi gösteren şirket yelpazesi oldukça geniş bir alana yayılıyor. Finansal teknolojiler (Fintek) alanında faaliyet gösteren yenilikçi girişimlerden, geleneksel bankacılık ve İslami finans kuruluşlarına, hatta dev sigorta şirketlerine kadar pek çok aktör İstanbul'da yerini almak istiyor. Bu ilginin sadece Körfez ülkeleriyle sınırlı kalmaması, Malezya, Japonya, Singapur ve Güney Kore gibi Uzak Doğu ülkelerinden de taleplerin gelmesi dikkat çekiyor. Asya-Pasifik ve Orta Doğu arasındaki köprü konumunu pekiştiren İstanbul, bu sermaye hareketliliği ile küresel finans piyasalarındaki ağırlığını artırıyor.
Ataşehir'de kurulan ve Türkiye Varlık Fonu'nun en prestijli projelerinden biri olan İstanbul Finans Merkezi, teknik kapasitesinin yanı sıra sunduğu ekonomik teşviklerle de yabancı yatırımcıyı cezbediyor. Merkezde faaliyete geçecek yabancı firmalar için sağlanan 10 yıllık kurumlar vergisi muafiyeti, operasyon maliyetlerini düşürmek isteyen devler için büyük bir fırsat sunuyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve kamu bankalarının buraya taşınmasıyla birlikte oluşan güçlü ekosistem, özel sektör oyuncuları için de güven verici bir zemin oluşturuyor.
Gelecek projeksiyonlarına göre, İstanbul Finans Merkezi’ndeki istihdam hacminin yıl sonuna kadar 40 bin kişiye ulaşması bekleniyor. Bu rakamın yakalanması durumunda merkezin yüzde 75 doluluk oranına ulaşacağı ve bölgenin en büyük finansal hub’larından biri haline geleceği öngörülüyor. Savaşın yarattığı risklerden kaçan sermaye, Türkiye'nin sunduğu bu istikrar ve teşvik ortamında kendine yeni bir yol haritası çizerken, İstanbul’un küresel bir çekim merkezi olma hedefi her zamankinden daha yakın görünüyor.