Orta Doğu coğrafyasında dengeleri altüst eden çatışma süreci, 38. gününde şiddetini artırarak devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail hava unsurlarının, gece karanlığından faydalanarak İran’ın stratejik derinliklerine gerçekleştirdiği eş zamanlı operasyonlar, bölgede büyük bir yıkıma yol açtı. İran yerel kaynaklarından edinilen bilgilere göre, gece yarısı başlayan ve şafak vaktine kadar süren hava bombardımanları sonucunda ilk belirlemelere göre en az 34 kişi yaşamını yitirdi.
Saldırıların ağırlık merkezini başkent Tahran ve çevresindeki kritik sanayi bölgeleri oluşturdu. Özellikle Tahran'ın çeperindeki sanayi bölgeleri ile hayati öneme sahip altyapı tesislerinin hedef alınması, saldırının sadece askeri bir operasyon değil, aynı zamanda İran ekonomisinin can damarlarını felç etmeye yönelik bir hamle olduğunu gösteriyor. Gece boyunca duyulan patlama sesleri, kentin birçok noktasından hissedilirken, gökyüzünü aydınlatan alevler harekatın boyutlarını gözler önüne serdi.
Yerel yetkililer, hava saldırılarının sadece askeri garnizonlarla sınırlı kalmadığını, yerleşim yerlerine yakın noktaların da isabet aldığını duyurdu. Bu durum, sivil kayıpların artmasına neden olurken, enkaz altında kalanları kurtarma çalışmaları güçlükle sürdürülüyor. Bazı bölgelerde enerji nakil hatları ve doğal gaz depolama tesislerinin vurulması nedeniyle büyük çaplı kesintiler meydana geldiği bildiriliyor. Kurtarma ekiplerinin, bombardıman altındaki bölgelere ulaşmaya çalışırken ikinci bir saldırı dalgasına maruz kaldığı yönündeki haberler ise durumun vahametini artırıyor.
Uluslararası gözlemciler ve savunma analistleri, son 24 saat içinde ABD ve İsrail’in saldırı stratejisinde belirgin bir değişiklik gözlemlendiğini ifade ediyor. Başlangıçta nokta operasyonlar şeklinde yürütülen harekatın, artık daha geniş çaplı ve yıkıcı bir hal aldığı görülüyor. İran'ın iç kesimlerine kadar uzanan bu saldırı dalgası, çatışmanın sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kalmayacağının en net göstergesi oldu. Enerji altyapısının sistematik olarak hedef alınması, bölgedeki insani kriz potansiyelini de tetikliyor.
Çatışmaların boyutu sadece İran topraklarıyla sınırlı değil. İran’ın misilleme olarak İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Körfez ülkelerini de hedef almasıyla kriz bölgesel bir savaşa dönüşme eğilimi gösteriyor. Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerdeki kritik noktaların hedef alınması, küresel enerji piyasalarını da tehdit eder hale geldi. Diplomatik kanallardan gelen ılımlı mesajlara rağmen sahada silahların susmaması, bölgedeki belirsizliği körüklüyor.
28 Şubat'ta başlayan ve kısa sürede kontrolden çıkan bu süreçte, üst düzey siyasi ve askeri figürlerin de hedef alındığı biliniyor. İran'ın en üst kademe yöneticilerinin de hayatını kaybettiği bu kanlı süreçte, bölgedeki güç dengeleri tamamen yeniden şekilleniyor. Uluslararası toplumun ateşkes çağrıları şu ana kadar sonuçsuz kalırken, tarafların geri adım atmaya niyetli olmadığı gözlemlendi. Önümüzdeki günlerde saldırıların şiddetinin daha da artabileceği ve insani bilançonun ağırlaşabileceği endişesi dünya kamuoyunda hakimiyetini koruyor.