Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında gerçekleştirdiği değerlendirmelerde, Türkiye’nin bölgesel ve küresel ölçekteki stratejik ağırlığını ve barış yanlısı tutumunu bir kez daha tescilledi. Uluslararası ilişkilerde kurumların zayıfladığı, çok taraflılığın sorgulandığı ve uluslararası hukukun ağır darbeler aldığı kritik bir dönemden geçildiğini ifade eden Yılmaz, Türkiye’nin bu karmaşa ortamında hem kendi iç istikrarını muhafaza ettiğini hem de krizlerin çözümü için diplomasi masasını işaret ettiğini belirtti. Ankara'nın bir 'güvenli liman' olma vasfının her geçen gün daha da pekiştiğine dikkat çeken Yılmaz, çatışma iklimine karşı adaletin, hukukun ve barışın savunuculuğunu yapmanın Türkiye'nin dış politika vizyonunun en temel taşı olduğunu önemle vurguladı.
Dünya genelinde tırmanan jeopolitik gerilimlerin hem ekonomik hem de siyasi alanda öngörülemez riskleri derinleştirdiğini kaydeden Yılmaz, özellikle Gazze’de yaşanan insani dramın ardından bölgede yayılma riski taşıyan çatışmaların, diplomasinin önemini hayati bir noktaya taşıdığını hatırlattı. İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve İran eksenindeki gerginliklerin sadece askeri birer mesele olmadığını, aynı zamanda çevresel, ekolojik ve küresel ekonomik sistem açısından da telafi edilmesi güç maliyetler doğurduğunu belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı, müzakere süreçlerine daha fazla zaman ve alan açılması gerektiğini savundu. Savaşın yıkıcı etkileri göz önüne alındığında, barış için harcanan zamanın ve enerjinin hiçbir zaman boşa gitmeyeceğini söyleyen Yılmaz, Türkiye'nin Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkeleriyle son dönemde yürüttüğü yoğun temasların bu barışçıl çabanın en somut yansıması olduğunu dile getirdi.
Küresel ticaretin ve enerji güvenliğinin can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı ve çevresindeki gelişmelere de özel bir parantez açan Cevdet Yılmaz, petrol sevkiyatının yüzde 20’sinin, sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) ise yüzde 25’inin bu kritik güzergah üzerinden gerçekleştiğini anımsattı. Bölgedeki istikrarsızlığın sadece bir enerji krizine değil, gübre gibi tarımsal girdilerin sevkiyatındaki aksamalar nedeniyle Sahraaltı Afrika başta olmak üzere dünya genelinde ciddi bir gıda ve açlık krizine, hatta nükleer tartışmaları tetikleyebilecek bir sürece evrilebileceği uyarısında bulundu. 'Kök sebep' olarak tanımladığı savaş ve çatışma atmosferi tamamen ortadan kaldırılmadan atılan adımların ihtiyatla karşılanması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, diplomatik kanallardan sağlanacak kalıcı bir uzlaşmanın tüm insanlık için tek gerçek çıkış yolu olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemi tam bir 'zirveler dönemi' olarak yaşayacağını belirten Yılmaz, NATO Liderler Zirvesi, BM İklim Değişikliği Konferansı (COP31) ve Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi gibi dev organizasyonlara ev sahipliği yapacak olmanın gururunu yaşadıklarını kaydetti. Özellikle Antalya'da gerçekleşecek olan COP31’in yaklaşık 200 ülkenin katılımıyla dünyanın en geniş kapsamlı organizasyonlarından biri olacağını ifade eden Yılmaz, Türkiye’nin sadece coğrafi konumuyla değil, sahip olduğu kültürel birikimle de farklı dünyaları anlayabilen bir köprü vazifesi gördüğünü sözlerine ekledi. Doğu ile Batı’yı, Kuzey ile Güney’i aynı masada buluşturabilen ender ülkelerden biri olan Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde küresel barışın ve istikrarın inşasında kilit rol oynamaya kararlılıkla devam edeceği vurgulandı. Bu kapsamda Türkiye'nin diyalog odaklı dış politikası, sadece yakın havzasında değil, küresel nizamın yeniden tesisi noktasında da vazgeçilmez bir değer olarak öne çıkmaktadır.