Küresel Ekonomi İran Kriziyle Çalkalanıyor: Enerji ve Tedarik Zincirinde Kritik Eşik

Küresel Ekonomi İran Kriziyle Çalkalanıyor: Enerji ve Tedarik Zincirinde Kritik Eşik

Ortadoğu’da Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran eksenli hamleleriyle başlayan askeri hareketlilik, küresel ekonomi üzerinde yıkıcı etkiler yaratmaya devam ediyor. Beklenenin aksine kısa sürede bir rejim değişikliğiyle sonuçlanmayan bu süreç, enerji piyasalarında büyük bir darboğaza, dünya genelinde enflasyonun kontrolden çıkmasına ve büyüme oranlarının ciddi şekilde aşağı çekilmesine neden oldu.

Küresel Ekonomi İran Kriziyle Çalkalanıyor: Enerji ve Tedarik Zincirinde Kritik Eşik

Diplomatik çözüm arayışları sürerken, piyasalardaki belirsizlik ve hammadde erişimindeki kısıtlamalar küresel refahı tehdit eden bir boyuta ulaştı.

28 Şubat tarihinde patlak veren çatışmaların ardından birçok analist İran'da hızlı bir sistem değişikliği öngörse de, mevcut idari yapının ayakta kalması savaşın süresini ve etkilerini derinleştirdi. Uluslararası Para Fonu (IMF), savaşın faturasının her bölge için farklı olduğunu vurguluyor. IMF verilerine göre, enerji ithalatına bağımlı olan yoksul ülkeler ve döviz rezervi kısıtlı ekonomiler, bu krizden en ağır darbeyi alan kesimler arasında yer alıyor. Enerji ihraç eden ve güçlü rezervlere sahip ülkeler ise süreci daha dirençli bir şekilde yönetmeye çalışıyor.

Küresel ekonominin can damarı olan enerji arzında yaşanan kesintiler, krizin temel motoru haline gelmiş durumda. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), İran ile yaşanan bu savaşın dünya petrol piyasaları tarihindeki en büyük arz kaybına yol açtığını belirtiyor. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarında yaşanan yüzde 20'lik düşüş, sanayi üretimini durma noktasına getirdi. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın fiili olarak işlevini yitirmesi, enerji ihtiyacının yüzde 90'ını Körfez bölgesinden karşılayan Asya ülkelerini, özellikle de Güney ve Güneydoğu Asya ekonomilerini derin bir krizin eşiğine getirdi.

Tedarik zincirlerindeki bozulma sadece enerjiyle sınırlı kalmayıp, küresel teknoloji üretimini de felç etti. IMF ve PwC gibi kuruluşlar, deniz ve hava trafiğindeki rotaların değişmesinin navlun maliyetlerini ve sigorta primlerini rekor seviyelere çıkardığına dikkat çekiyor. Tayvan'da yoğunlaşan ve dünyanın en gelişmiş çiplerinin yüzde 90'ını sağlayan yarı iletken endüstrisi, enerji kesintileri ve Katar’dan gelen helyum gazı sevkiyatının durmasıyla büyük bir tehdit altında. Çip üretimindeki bir aksama; akıllı telefonlardan otomobillere, uçak sanayiinden yapay zeka teknolojilerine kadar tüm modern sektörlerde üretimin durması anlamına geliyor.

Krizin en dramatik etkilerinden biri de gıda güvenliği alanında yaşanıyor. Hürmüz Boğazı'nın kapalı olması, dünya gübre üretiminde kritik rol oynayan üre, amonyak ve kükürt sevkiyatını engelledi. Mineral gübre fiyatlarındaki yüzde 40'a varan artış, özellikle gelirinin büyük kısmını gıdaya ayıran düşük gelirli ülkelerde açlık riskini artırıyor. OECD ve IMF verilerine göre, Avrupa'da da gıda fiyatlarının enerji maliyetlerine paralel olarak artması, yaşam maliyeti krizini daha da körüklüyor.

Ekonomik büyüme tahminleri ise karamsar bir tablo çiziyor. OECD, küresel büyümenin 2026 ve 2027 yıllarında durağanlaşacağını, enflasyonun ise G20 ülkelerinde hedeflenenin çok üzerinde, yüzde 4 civarında seyredeceğini öngörüyor. Almanya gibi Avrupa'nın lokomotif ekonomilerinde ise durum daha kritik. Alman ekonomik araştırma enstitüleri, büyüme beklentilerini yüzde 0,6'ya kadar düşürürken, Bundesbank enflasyonun kısa sürede yüzde 3 barajını aşabileceği uyarısında bulunuyor. Ifo Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalar, her on Alman şirketinden dokuzunun artan maliyetler ve enerji darboğazı nedeniyle büyük bir endişe içinde olduğunu ortaya koyuyor. Belirsizliğin sürmesi, küresel piyasaların önümüzdeki yıllarda da bu sarsıntıyı hissetmeye devam edeceğini gösteriyor.