Orta Doğu’da 28 Şubat tarihinde başlayan gerilim, askeri ve stratejik açıdan geri dönülemez bir eşiğe ulaştı. İsrail ordusu tarafından yapılan son resmi açıklamada, İran’ın operasyonel kapasitesinin beklenmedik bir düzeye ulaştığı ve Tahran yönetiminin çatışma sürecinde ilk kez 4 bin kilometre menzile sahip stratejik balistik füzeler kullandığı belirtildi.


Sürecin tarihsel arka planına bakıldığında, 28 Şubat’ta Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran topraklarına yönelik gerçekleştirdiği kapsamlı hava harekatları bölgedeki statükoyu tamamen bozmuştu. O tarihten bu yana karşılıklı saldırılar aralıksız devam ederken, İran'ın savunma stratejisini tamamen saldırı odaklı bir yapıya büründürdüğü gözlemleniyor. İsrail ordusunun sosyal medya platformları üzerinden paylaştığı istihbarat verilerine göre, İran'ın kullandığı yeni nesil uzun menzilli füzeler teknolojik bir sıçramanın en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, bu füzelerin modern hava savunma kalkanlarını aşma kabiliyetine sahip olduğunu vurgularken, Tahran'ın bölgedeki 12 farklı ülkeyi de içine alan geniş bir operasyonel etki alanı kurduğu ifade ediliyor.
Çatışmanın insani ve siyasi bilançosu ise her geçen gün daha da ağırlaşıyor. ABD ve İsrail’in İran'a yönelik düzenlediği nokta operasyonlarda, İran'ın en üst düzey dini ve siyasi lideri Ayetullah Ali Hamaney'in yanı sıra devlet kademesindeki çok sayıda kilit ismin hayatını kaybettiği rapor ediliyor. İran resmi makamlarından gelen verilere göre, saldırıların başlangıcından bu yana yaşamını yitirenlerin sayısı 1348’i aşarken, yaralı sayısının 17 binin üzerine çıktığı kaydedildi. Bu ağır kayıplar, Tahran yönetiminin bölgedeki müttefikleri aracılığıyla veya doğrudan kendi envanteriyle gerçekleştirdiği misillemelerin şiddetini artırmasına neden oluyor. Özellikle füze teknolojisindeki bu yeni hamle, çatışmanın coğrafi sınırlarını aşarak kıtalararası bir boyuta ulaşabileceği endişesini tetikliyor.
İran, kendi egemenlik alanına yönelik saldırılara yanıt olarak sadece İsrail'i hedef almakla yetinmiyor; aynı zamanda bölgedeki ABD askeri varlıklarının yoğun olduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi Körfez ülkelerini de füzeler ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) sürekli baskı altında tutuyor.

Askeri strateji uzmanları, İran'ın füze envanterindeki bu dramatik ilerlemenin bölgedeki güç dengelerini kökten değiştirdiğini vurguluyor. 4 bin kilometrelik bir menzil, füzelerin sadece Tel Aviv’i değil, Doğu ve Batı Avrupa’nın büyük bir kısmını vurabileceği teknik kapasiteyi doğruluyor. Washington ve Tel Aviv hattında yapılan gizli değerlendirmelerde, İran'ın bu kapasiteyi yıllardır yürüttüğü gizli programlarla geliştirdiği ve mevcut sıcak çatışma ortamını bir nevi gerçek zamanlı test sahası olarak kullandığı öne sürülüyor. Önümüzdeki günlerde diplomatik çözüm yollarının tamamen tıkanması ve askeri seçeneklerin daha da sertleşmesi beklenirken, uluslararası toplumun bu yeni füze krizi karşısında takınacağı tutum, savaşın küresel bir felakete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek temel faktör olacak.