Ege Bölgesi'nin tarımsal can damarı olan Manisa'da, Gediz Nehri'nin debisinin ani yağışlarla birlikte yükselmesi sonucunda ovada geniş çaplı su baskınları yeniden etkisini gösterdi. Kütahya'dan doğarak İzmir'in Foça ilçesinde Ege Denizi ile buluşan 401 kilometrelik Gediz hattı boyunca yaşanan taşkınlar, özellikle Salihli, Turgutlu ve Şehzadeler ilçelerindeki tarım arazilerini adeta göle çevirdi. Henüz bir önceki taşkının yaraları sarılmaya çalışılırken gelen bu ikinci sel dalgası, bölgedeki üzüm üreticilerini ve ziraat uzmanlarını büyük bir tedirginliğe sevk etti.

Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü'nde görev yapan Ziraat Yüksek Mühendisi Mustafa Sacit İnan, bölgedeki durumu bitki sağlığı açısından kritik bir eşik olarak tanımladı. Özellikle toprağın tamamen suya doymuş olmasının, bitki köklerinin oksijensiz kalmasına yol açarak "kök çürümesi" riskini tetiklediğini belirten İnan, ağır bünyeli ve su tutma kapasitesi yüksek topraklarda riskin katlanarak arttığını vurguladı. Uzmanlar, bu durumun asma fidanlarının uyanma sürecinde geri dönüşü zor fiziksel ve biyolojik hasarlar bırakabileceği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.
Türkiye'nin dünya lideri olduğu çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin merkezi konumundaki Manisa, geçtiğimiz yılın resmi verilerine göre 148 bin tonluk ihracatla ülke ekonomisine 529 milyon dolarlık devasa bir döviz girdisi kazandırmıştı. Böylesine büyük bir ekonomik değerin sel riski altında olması, sadece yerel ekonomiyi değil, Türkiye'nin tarımsal dış ticaret dengelerini de yakından ilgilendiriyor. Sel felaketi nedeniyle tarlalarına ve bağlarına uzun süredir adım atamayan çiftçiler, bağların uyanma dönemine denk gelen bu yağışlar sebebiyle yıllık zirai mücadele takviminde ciddi aksaklıklar yaşıyor.
Ziraat Yüksek Mühendisi İnan, sular çekildikten sonra üreticileri bekleyen en büyük zorluğun toprak besin dengesi olacağını ifade etti. Kış döneminde toprağa uygulanan taban gübrelerinin yoğun yağışlarla birlikte yıkanarak bitkinin ulaşamayacağı derin katmanlara sızmış olabileceğine dikkat çeken İnan, azot kaybının bitki gelişimi ve salkım oluşumu üzerindeki olumsuz etkilerine işaret etti. Üreticilerin sular çekilir çekilmez vakit kaybetmeden toprak analizi yaptırmaları ve eksilen besin elementlerini doğru reçetelerle takviye etmeleri, sezon sonundaki rekolte kaybını minimize etmek adına hayati bir önem taşıyor.
Tarımsal üretimi bekleyen bir diğer büyük tehdit ise yüksek nemin tetiklediği mantari hastalıklardır. Geçmiş yıllarda benzer iklim koşullarında yaşanan mildiyö salgınlarının bu yıl da tekrarlanma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu belirten uzmanlar, nem ve sıcaklık dengesinin bozulmasıyla hızla yayılan bu hastalıkların önüne geçilmesi gerektiğini savunuyor. Traktörlerin ve ilaçlama makinelerinin tarlaya girebileceği ilk andan itibaren, periyodik zirai mücadele programlarına derhal geri dönülmesi gerekiyor. İnan, Nisan ve Mayıs aylarındaki hava olaylarının bu yılki üzüm hasadının kaderini tayin edeceğini vurguladı.
Sonuç olarak, mevcut iklim değişikliği senaryoları çerçevesinde yaşanan bu ani ve şiddetli yağışlar, tarımsal altyapının ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Gediz Ovası'nın drenaj kapasitesinin artırılması ve taşkın koruma projelerinin modern tarım teknikleriyle entegre edilmesi, bölge ekonomisinin sürdürülebilirliği için artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur. Yetkililer, şu aşamada bitki sağlığının yakından takip edilmesi gerektiğini ve hastalık belirtileri görülür görülmez ilçe tarım müdürlükleri ile irtibata geçilmesinin kritik olduğunu hatırlatıyor.