Denizlerimizde 15 Nisan itibarıyla başlayan genel av yasağı, geride bıraktığımız sezonun muhasebesini de beraberinde getirdi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Su Ürünleri Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Altınağaç, özellikle Türkiye’nin balıkçılık sektöründeki lokomotif türü olan hamsi üzerinden çarpıcı bir analiz paylaştı. Altınağaç, hamsi avcılığındaki kontrolsüz hızın hem balıkçıların gelirini hem de türlerin geleceğini tehlikeye attığını belirtti.

Geride kalan sezonda hamsi avcılığının yaklaşık 300 bin ton civarında gerçekleştiğini kaydeden Prof. Dr. Altınağaç, bu rakamın yakalanma süresindeki anormalliğe dikkat çekti. Normal şartlarda 6 aylık bir sezona yayılması beklenen bu av miktarının, bu yıl sadece 2 ay gibi kısa bir sürede gerçekleştiğini vurgulayan Altınağaç, bu durumun ciddi bir arz-talep dengesizliği yarattığını ifade etti. Hızlı avcılığın getirdiği en büyük sorunun ekonomik değer kaybı olduğunu söyleyen uzman, hamsi kasasının balıkçıdan çıkış fiyatının 150 liralara kadar düştüğünü, bunun da sektör çalışanlarını büyük bir zarara uğrattığını dile getirdi.
Aşırı yoğun avlanmanın yalnızca ekonomik değil, lojistik sorunları da tetiklediğini belirten Prof. Dr. Altınağaç, buzhanelerin ve soğuk hava depolarının bir anda gelen bu büyük kapasiteyi kaldıramadığını söyledi. Stoklama sorunları nedeniyle balığın değerinin hızla düştüğünü, balığın ise bu yoğun baskı altında erken göçe zorlandığını belirtti. Balıkçıların, sürüleri takip edebilmek için 30-40 mil gibi daha açık sulara gitmek zorunda kaldığını, bunun da artan akaryakıt maliyetleri nedeniyle işletme giderlerini katladığını aktardı. Sezon başında torik balığının kısa bir süre görüldüğünü ancak istavritin yasal boy sınırının altında kalması nedeniyle tezgahları istenen düzeyde şenlendirmediğini ekledi.
Sorunun çözümü için köklü bir su ürünleri politikası değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu savunan Altınağaç, mevcut kota uygulamasının yetersiz olduğunu savundu. Mevcut kotanın tüm sezonu kapsadığını, ancak hamsinin bu kadar kısa sürede tüketilmesini engellemek için 'günlük kota' sistemine geçilmesinin şart olduğunu söyledi. Sürdürülebilirlik kavramının balıkçılık için hayati önem taşıdığını hatırlatan profesör, balığın en az bir kez üreme şansı bulmasının hem popülasyonun korunması hem de piyasa fiyatlarının dengelenmesi için temel şart olduğunu ifade etti.
İklim değişikliğinin deniz ekosistemi üzerindeki yıkıcı etkilerine de değinen Prof. Dr. Altınağaç, küresel ısınma nedeniyle suların soğumaması sonucunda balıkların göç etme ihtiyacı hissetmediğini belirtti. Özellikle küçük ölçekli balıkçıların can damarı olan lüferin bu sene Çanakkale Boğazı’nda hiç görülmediğini, palamut miktarındaki düşüşün de aynı sebepten kaynaklandığını vurguladı. Balıkların ve kuşların bu iklimsel değişimden en çok etkilenen canlı grupları olduğunu hatırlatan Altınağaç, ısınma devam ettikçe bu sorunların katlanarak artacağı uyarısında bulundu.
Gelecek sezonlar için radikal bir öneri sunan Altınağaç, 15 Nisan'da başlayan av yasağının, balıkların havyar dönemini daha iyi koruyabilmek adına 1 Nisan tarihine çekilmesi gerektiğini savundu. Popülasyonun devamlılığı için havyarlı balığın avlanmasının önüne geçilmesinin zaruri olduğunu belirten uzman, bu süreçte balıkçının maddi olarak desteklenmesi, kredi ve teşviklerle korunması gerektiğini de sözlerine ekledi. Ayrıca balıkçı barınaklarının özel tekneler tarafından işgal edilmesi ve sığlaşma sorunlarının da bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı.