Bursa'da düzenlenen geniş kapsamlı bir tarım zirvesinde konuşan Tarım ve Gıda Etiği Derneği (TARGET) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cemal Taluğ, modern dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük tehditlerden biri olan iklim krizi ve tarım ilişkisine dair hayati uyarılarda bulundu. Bursa Sanayici ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD), Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'nün stratejik ortaklığıyla gerçekleştirilen "Bursa Tarım Kongresi", tarımın geleceğinin etik ve sürdürülebilirlik ekseninde tartışıldığı önemli bir platforma dönüştü.
Prof. Dr. Taluğ, insanlığın doğa üzerindeki kontrolsüz genişlemesinin ve endüstriyel tarım pratiklerinin ekolojik dengeyi geri dönülemez bir noktaya taşıdığını ifade etti. Tarımsal faaliyetlerin sadece gıda üretimi olmadığını, aynı zamanda gezegenin kaynaklarını en yoğun kullanan sektör olduğunu vurgulayan Taluğ, çarpıcı veriler paylaştı. Günümüzde dünyadaki toplam yaşanabilir arazilerin yarısının doğrudan tarımsal amaçlarla kullanıldığını belirten Taluğ, tatlı su kaynaklarının yüzde 72 gibi devasa bir oranının da yine tarım sektörüne kanalize edildiğinin altını çizdi.

Konuşmasının en dikkat çekici kısmını biyokütle dağılımına ayıran Prof. Dr. Cemal Taluğ, doğadaki dengenin nasıl dramatik bir şekilde bozulduğunu şu sözlerle özetledi: "Bugün dünya üzerindeki insan dışı memeli biyokütlesine baktığımızda, bunun yüzde 94 gibi ezici bir çoğunluğunu çiftlik hayvanları oluşturmaktadır. Doğal ortamında yaşayan vahşi memelilerin oranı ise sadece yüzde 6'dır. Benzer bir durum kuş popülasyonu için de geçerli; dünyadaki toplam kuş biyokütlesinin yüzde 71'i kümes hayvanlarından ibarettir. Bu veriler bize doğanın ne denli 'insan kontrolündeki bir üretim sahasına' dönüştüğünü açıkça kanıtlıyor."
İklim kriziyle mücadelede tarımı merkeze almayan hiçbir stratejilerin başarısızlığa mahkum olduğunu dile getiren Taluğ, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık dörtte birinin (yüzde 26) gıda ve tarım sistemlerinden kaynaklandığını belirtti. Ancak tarımın burada çift taraflı bir mağduriyet yaşadığını ifade ederek, sektörün hem krizin ana tetikleyicilerinden biri hem de değişen iklim koşullarından en ağır darbeyi alan ilk alan olduğunu hatırlattı. Risklerin ve belirsizliklerin tarihte hiç olmadığı kadar yüksek seviyeye ulaştığı bu dönemde, tarımsal üretimin artık bir "yapboz tahtası" olarak görülemeyeceği uyarısında bulundu.
Tarım etiğinin bir pusula olarak kabul edilmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Taluğ, sanayi üretiminden farklı olarak tarımın asla durdurulamayacak bir süreç olduğunu vurguladı. "Bir sanayici ekonomik şartlar gereği şalteri indirebilir, ancak bir çiftçi üretimi bir gün bile durduramaz. Bu durum, toplumun her ferdinin tarımı bir beka meselesi olarak sahiplenmesini zorunlu kılmaktadır" dedi. Teknolojinin tarıma entegre edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ancak bu sürecin mutlaka insani ve çevresel etik değerlerle harmanlanması gerektiğini ifade etti.
Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için sulak alanların korunması, biyoçeşitliliğin savunulması ve ekosistem odaklı bir üretim modeline geçilmesinin şart olduğunu belirten Taluğ, bu sorumluluğun sadece çiftçilerde olmadığını; üniversitelerin, devletin, medyanın ve tüketicilerin ortak bir bilinçle hareket etmesi gerektiğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.