Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Washington’da gerçekleştirilen Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında düzenlenen “Parçalanan Bir Dünyada Ekonomik Entegrasyonun Geleceği” başlıklı panelde, küresel ekonominin geleceğine dair kritik öngörülerde bulundu. Şimşek, dünya genelinde gözlemlenen parçalanma eğilimlerine rağmen, modern ekonomik sistemde ülkelerin birbirinden tamamen kopmasının imkansız olduğunu ifade etti. Bakan Şimşek, Türkiye'nin hem bölgesel hem de küresel ölçekte karşılıklı bağımlılığın getirdiği riskleri yönetmek adına stratejik bir çeşitlendirme politikası izlediğini vurguladı.
Küresel ekonominin kriz öncesi dönemde daha istikrarlı bir jeopolitik zemine dayandığını ancak bu tablonun artık kökten değiştiğini belirten Bakan Şimşek, mevcut konjonktürde risklerin kriz boyutuna ulaşmadan kontrol altına alınması gerektiğini söyledi. Bu kapsamda Türkiye’nin enerji arz güvenliği konusundaki proaktif adımlarına değinen Şimşek, ülkemizin Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji geçiş noktalarındaki jeopolitik risklere olan maruziyetinin sınırlı olduğunu aktardı. Türkiye'nin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kapasitesini artırması ve Anadolu genelindeki boru hattı ağını genişletmesi, enerji arz güvenliğini sağlayan en güçlü kozlar olarak öne çıkarıldı.
Bakan Şimşek, konuşmasında Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yeni ticaret koridorlarının inşasında üstleneceği kilit role de dikkat çekti. Orta Koridor'un en verimli seçeneklerden biri olduğunu belirten Şimşek, bu hafta Dünya Bankası ile imzalanan 8,1 milyar dolarlık finansman anlaşmasının önemine işaret etti. Bu büyük çaplı projenin, Asya'yı İstanbul Boğazı üzerinden demir yoluyla Avrupa'ya bağlayan devasa bir ulaşım ağına dönüşeceğini vurguladı. Ayrıca, Türkiye'nin altyapısını Basra Körfezi ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle entegre etmek amacıyla Irak ile yürütülen diplomatik ve teknik görüşmelerin sürdüğünü ifade etti.
Türkiye’nin son çeyrek asırda fiziksel altyapıya yaklaşık 400 milyar dolar yatırım yaptığını hatırlatan Bakan Şimşek, bu devasa yatırımın meyvelerini toplama aşamasına geldiklerini belirtti. Batı dünyasıyla olan güçlü bağların yanı sıra dünyanın geri kalanıyla kurulan aktif etkileşimin, Türkiye’yi doğal bir “risk azaltma ve üretimi çeşitlendirme platformu” haline getirdiğini savundu. Şimşek, küresel ekonomideki mevcut zorluklara rağmen Türkiye’nin kısa vadeli sorunların ötesine odaklandığını ve önümüzdeki süreçte geniş çaplı fırsatlarla karşılaşacağına inandığını dile getirdi.
Ticaretteki korumacı eğilimlere karşı izolasyonun bir çözüm olmayacağını belirten Bakan Şimşek, bölgesel entegrasyonun güçlendirilmesi gerektiğine dair mesajlar verdi. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile ekonomik entegrasyonu derinleştirme arzusunu yineleyen Şimşek, Gümrük Birliği’nin hizmetler, tarım ve kamu alımlarını kapsayacak şekilde güncellenmesi durumunda mevcut ticaret hacminin 20 yıl içinde iki katına çıkabileceğini öngördü. Ancak Avrupa içindeki siyasi dinamiklerin süreci yavaşlattığına da değinen Şimşek, bu durumda Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi gelişen pazarlara yönelik “nearshoring” ve “friendshoring” stratejilerinin öncelik kazandığını ifade etti.
Afrika kıtasının da Türkiye için stratejik bir öneme sahip olduğunu belirten Bakan Şimşek, kıtanın demografik yapısı ve altyapı ihtiyaçlarının sunduğu fırsatları değerlendirdiklerini söyledi. Türkmenistan doğal gazının Türkiye koridoru üzerinden taşınması ve güney komşularının kuzey rotalarına yönlendirilmesi gibi projelerin yakın vadeli öncelikler arasında olduğunu kaydetti. Türkiye’nin halihazırda 54 serbest ticaret anlaşmasına sahip olduğunu hatırlatan Şimşek, “Bir bölgeyi seçmek zorunda değiliz; hem Batı ile bağlarımızı koruyabilir hem de Doğu ve Afrika ile ilişkilerimizi tahkim edebiliriz” diyerek çok yönlü dış ticaret stratejisinin altını çizdi.
Son olarak ekonomik reformların ve mali disiplinin önemine vurgu yapan Bakan Şimşek, dijital ve yeşil dönüşümün hızlandırılması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin fiber altyapı ve 5G teknolojileri konusundaki kararlılığına değinerek, mali alanın korunması sayesinde küresel şoklara karşı dayanıklılık kazandıklarını ifade etti. Bütçe açığının ve borç stokunun düşük seviyelerde tutulmasının yanı sıra döviz rezervlerinin yeniden inşasının, Türkiye’yi gelecekteki olası ekonomik türbülanslara karşı daha güvenli bir liman haline getirdiğini sözlerine ekledi.