Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları, Ortadoğu'da tırmanan insani kriz ve Gazze'deki operasyonların gölgesinde bugün Lüksemburg'da kritik bir zirve gerçekleştiriyor. Toplantının ana gündem maddesini, İsrail ile birlik arasındaki ilişkilerin temelini oluşturan Ortaklık Anlaşması'nın geleceği oluşturuyor. Madrid hükümetinin öncülüğünde yükselen sesler, Tel Aviv ile olan kurumsal bağların gözden geçirilmesi gerektiğini savunurken, Avrupa başkentleri arasındaki derin görüş ayrılıkları bu hamlenin önündeki en büyük engel olarak duruyor.

Son dönemde Gazze politikasıyla AB içerisinde en sert tutumu sergileyen ülke olarak öne çıkan İspanya, ilişkilerin mevcut haliyle devam edemeyeceği görüşünde. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, 19 Nisan'da yaptığı çıkışla, 26 yıldır yürürlükte olan AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın feshedilmesi çağrısını resmen Brüksel'in masasına taşıdı. Sanchez, İsrail halkıyla bir sorunları olmadığını vurgularken, uluslararası hukuku ve insan haklarını hiçe sayan bir hükümetin Avrupa Birliği'nin stratejik ortağı olamayacağını dile getirdi.
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares de zirve öncesinde yaptığı açıklamalarda, Avrupalı mevkidaşlarını "cesur olmaya" davet etti. Albares, birliğin temel değerlerini koruma yükümlülüğü olduğunu belirterek, bu düzeydeki bir insani felakete sessiz kalmanın AB'nin güvenilirliğini zedeleyeceğini savundu. Ancak Madrid'in bu girişimi, AB'nin karmaşık bürokratik yapısı ve üye ülkelerin stratejik öncelikleriyle karşı karşıya geliyor. Anlaşmanın siyasi ya da ticari bölümlerinin tamamen askıya alınabilmesi için 27 üye ülkenin tamamının onayı, yani oy birliği gerekiyor.
Brüksel'deki diplomatik kaynaklar, İsrail'e yönelik eleştirilerin tonu artsa da, somut yaptırım konusunda birliğin henüz bir uzlaşı noktasına gelmediğini belirtiyor. BBC Türkçe'ye konuşan bir diplomat, geçtiğimiz aylara kıyasla üye ülkelerin tutumlarında bir esneme olsa da, oy birliği sağlanmasının mevcut konjonktürde mümkün görünmediğini altını çizerek ifade etti. Bu noktada Avrupa Komisyonu'nun Eylül 2025 için önerdiği kısmi ticari kısıtlamalar bir alternatif olarak dursa da, nitelikli çoğunluk gerektiren bu öneri bile henüz yeterli desteği bulabilmiş değil.
Birlik içerisinde İsrail'e karşı tutum alan İspanya, İrlanda ve Slovenya gibi ülkelerin karşısında; Almanya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan gibi ülkelerden oluşan güçlü bir blok bulunuyor. Bu ülkeler, İsrail'in güvenlik endişelerini ön planda tutarak ikili ilişkilerin zayıflatılmasına karşı çıkıyor. İtalya ise daha ortacı bir yol izlemeye çalışsa da, Başbakan Giorgia Meloni'nin şu aşamada radikal bir kopuşa onay vermesi beklenmiyor. Savunma alanındaki bazı kısıtlamalar hariç tutulursa, İtalya'nın statükoyu koruma eğiliminde olduğu gözleniyor.
Siyasi kanattaki bu tıkanıklık, sivil toplumun baskısını da beraberinde getiriyor. Avrupa Vatandaş Girişimi (ECI) kapsamında toplanan ve bir milyonu aşan imza, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu'nu bu konuda bir açıklama yapmaya ve harekete geçmeye zorluyor. Aralarında Josep Borrell ve Hans Blix gibi eski üst düzey yetkililerin de bulunduğu yüzlerce isim, yayımladıkları bildiriyle İsrail'e askeri ticaretin durdurulması ve yasa dışı yerleşimlerle ekonomik ilişkilerin kesilmesi çağrısında bulundu.
Zirveden çıkması muhtemel en gerçekçi sonucun, İsrailli radikal yerleşimcilere yönelik bireysel yaptırımlar gibi daha sembolik adımlar olması bekleniyor. Özellikle Macaristan'da yaşanan hükümet değişimi sonrası bu yöndeki blokajın kalkabileceği konuşuluyor. Ancak AB-İsrail ilişkilerindeki asıl kırılma noktası, Gazze'deki askeri operasyonların gidişatı ve AB'nin 'iki devletli çözüm' konusundaki baskısının ne derece sonuç vereceğiyle belirlenecek.