Adana ve çevresinde Ramazan Bayramı tatili süresince etkisini gösteren şiddetli sağanak yağışlar ile yüksek rakımlı bölgelerdeki kar kütlelerinin hızla erimesi, bölgedeki su dengesini altüst etti. Bu doğal süreç, bölgenin can damarı olan barajlardaki doluluk oranlarını kritik seviyelere taşıdı. Özellikle Çatalan Barajı'nda doluluk oranının yüzde 92 seviyesine ulaşması üzerine, olası bir taşkın riskini yönetmek amacıyla Devlet Su İşleri (DSİ) yetkilileri tarafından stratejik bir kararla baraj kapakları kontrollü olarak açıldı. Ancak tahliye edilen suyun debisinin yüksek olması, Seyhan ve Ceyhan nehir yataklarının çevresindeki geniş tarım havzalarının sular altında kalmasına sebebiyet verdi.

Afet boyutuna ulaşan bu durum, bölgedeki tarımsal üretimi derinden sarstı. Nehirlerin taşması sonucu suyla dolan arazilerde, henüz yeni filizlenen ekinler büyük zarar gördü. Bölgedeki dramatik tablo, havadan drone kameralarıyla görüntülenirken, üreticilerin aylardır verdiği emeğin saniyeler içinde suyla birlikte akıp gittiği anlar cep telefonu kameralarına yansıdı. Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, yaşanan felaketin boyutlarını ve çiftçinin karşı karşıya kaldığı ekonomik çıkmazı profesyonel bir bakış açısıyla değerlendirdi. İncefikir, mevcut tablonun sadece bir doğa olayı değil, aynı zamanda ciddi bir tarımsal maliyet krizi olduğunu vurguladı.
Arazilerin suya doymasının ötesinde, toprağın kimyasal yapısının da bozulduğuna dikkat çeken İncefikir, özellikle gübreleme süreçlerinin tamamen boşa çıktığını belirtti. Domates, biber, salatalık ve karpuz gibi katma değeri yüksek ürünlerin ekildiği alanlarda, toprağa verilen azot başta olmak üzere temel besin maddelerinin aşırı suyla birlikte derinlere süzüldüğünü ve işlevini yitirdiğini ifade etti. Bu durumun, fidelerin ölümüyle sonuçlanabileceğini dile getiren İncefikir, üreticilerin büyük bir kısmının tarlalarını temizleyerek sıfırdan ekim yapmak zorunda kalacağını söyledi. Bu zorunluluk, mazot, fide ve işçilik maliyetlerinin halihazırda yüksek olduğu bir dönemde çiftçinin üzerine devasa bir finansal yük bindiriyor.
Hububat alanlarındaki duruma da değinen İncefikir, buğday tarlalarında biriken suların bitki köklerini çürüterek kalıcı hasarlar bıraktığını açıkladı. Çiftçilerin 'yama' veya 'aşı' olarak tabir ettiği lokal ekim yöntemlerinin bu boyuttaki bir hasarda verimli olmayacağını, çünkü farklı zamanlarda yetişen ürünlerin ilaçlama ve hasat dönemlerinde uyumsuzluk yarattığını belirtti. Bu teknik dezavantaj, üreticiyi tüm tarlayı sürüp yeniden başlamaya iten en büyük etkenlerden biri olarak öne çıkıyor. Ayrıca, toprakta meydana gelen deformasyonun ürün kalitesini bozacağı, kabuk yapısı zayıflayan ürünlerin raf ömrünün kısalacağı ve bu durumun hem iç pazarı hem de ihracatı doğrudan etkileyeceği öngörülüyor.
İhracat kanalında yaşanabilecek aksaklıklara da vurgu yapan İncefikir, aşırı nemli ortamda yetişen veya suyla temas eden ürünlerin nakliye sürecinde çürüme riskinin arttığını, bu yüzden ihracatçıların daha temkinli bir duruş sergilediğini ifade etti. Kısa vadede arzın azalmasıyla birlikte pazar ve market fiyatlarında bir yükseliş beklense de, yeniden ekimlerin tamamlanmasıyla uzun vadede piyasanın dengeye oturacağı tahmin ediliyor. Son olarak, afet bölgesindeki üreticilerin sürdürülebilirliği için TARSİM üzerinden hasar tespitlerinin hızlandırılması, kamu bankaları aracılığıyla düşük faizli kredilerin sağlanması ve mevcut borçların ertelenmesi gibi acil destek paketlerinin hayata geçirilmesi çağrısında bulunuldu. Tarım ve Orman Bakanlığı ekiplerinin sahada yürüttüğü teknik incelemelerin, bölge çiftçisinin yaralarının sarılmasında kritik rol oynaması bekleniyor.